Tarık Haşimi: Musul’u DEAŞ’tan kurtarmak uzun sürecek

gökçen göksal tarık haşimi
Tarık Haşimi, Irak’ın son 50 yılında etkin olarak bulunmuş bir isim… Irak’ta 2006-2012 yılları arasında cumhurbaşkanı yardımcılığı görevini yürüten Haşimi’nin tanıklıkları Ortadoğu’da yaşananların bir nevi özeti aslında… Millî Gazete Haber Müdürü Gökçen Göksal, Tarık Haşimi ile BOP’u, DEAŞ’ı, küresel güçlerin bölgemizdeki emellerini, çıkartılmak istenen mezhep çatışmalarını, İslam dünyasını ve Irak’ın geleceğini konuştu…

BATI, TERÖRİSTLERE ZEMİN HAZIRLADI

“Aslına bakıldığında, DEAŞ başta olmak üzere ve diğer bütün örgütlerin meydana gelmesi için ortada hiçbir sebep yokken, bu tür örgütlerin nasıl türeyebileceğini iyi bilen Batı, öncelikle bu örgütlerin meydana gelmesi için uygun bir zemin hazırladı. Batı, adaletsizliği ve zulmü görmezden gelerek terör örgütlerinin meydana çıkmasına göz yummuştur, bu yüzden Batı’nın DEAŞ’a karşı samimi bir mücadele verdiği açıkçası söylenemez.”
 
Türkiye ve dünyanın gündeminde DEAŞ var, son olaylarla birlikte Türkiye, ABD’nin ve Batı ülkelerinin DAEŞ ile mücadele etmediğini açıkladılar. Sizce Batı DEAŞ’la mücadelesinde samimi mi?
Sorunuzun cevabına geçmeden önce, verdiğim bütün cevapların siyasi düşüncelerin ötesinde bizzat yaşayarak tecrübe ettiğim şeyler olduğunu ifade etmek istiyorum. Aslına bakıldığında, DEAŞ başta olmak üzere ve diğer bütün örgütlerin meydana gelmesi için ortada hiçbir sebep yokken, bu tür örgütlerin nasıl türeyebileceğini iyi bilen Batı, öncelikle bu örgütlerin meydana gelmesi için uygun bir zemin hazırladı. Ve devamında Ortadoğu ülkelerinde adaletsizlik ve istikrarsızlık baş göstermeye başladı. İnsanlar kendi fikirlerini özgürce söylemek noktasında baskılara maruz kalınca, şiddete yöneldiler. Batı adaletsizliği ve zulmü görmezden gelerek terör örgütlerinin meydana çıkmasına göz yummuştur. Bu yüzden Batı’nın, DEAŞ’a karşı samimi bir mücadele verdiği açıkçası söylenemez. Batı, Ortadoğu’daki krizlere yön verme ve idare etmek derdinde, yoksa krizleri sonlandırmak ve bölge halkını kurtarmak gibi bir çabası yok. Yaşayarak tecrübe edindiğim şeyler bunlar…
Bu söylediklerinize örnek verebilir misiniz?
2008’de “Uyanış Hareketi” Irak’ta El-Kaide örgütünü kökünden kazımak için ortaya bir proje koydu, ABD ise bu projenin gerçekleşmesi için sorumluluk üstlendi ama üstünden birkaç ay geçmemişti ki, ABD projeyi bütün içeriğiyle, belgelerle birlikte dönemin başbakanı Nuri el-Maliki’ye teslim etti. Maliki, üzerine düşeni yapmadı. Projeyi ortaya koyan Uyanış Hareketi mensupları ya tutuklandı veya Irak’tan sürüldü. Yine El-Maliki, 2013’te ABD’nin Irak’ı işgalinin ardından ABD askerlerinin tutuklulara yaptığı işkenceler ve tecavüz olaylarıyla gündeme gelen Ebu Gureyb Cezaevi’nden, aralarında ileride DEAŞ yöneticisi olacak örgüt mensuplarının da bulunduğu tecrübeli mahkûmları özel Toyota araçlarla Bağdat’ın 110 kilometre batısında yer alan Ramadi şehrinin çöllerine bıraktı. Ve aynı zamanda Suriye’de ilan edilen genel af kapsamında, başkent Şam’da bulunan Adra Cezaevi’nde El-Kaide ile bağlantılı mahkûmlar serbest bırakıldı. Suriye’nin kuzeydoğusunda Fırat Nehri üzerinde yer alan Deyrizor’dan 300-400 arası savaş teçhizatına sahip araç savaşmak üzere Suriye’den Musul işgaline katıldı. DEAŞ’ın bir saldırı planlı hazırlığı içerisinde olduğu konusunda istihbarat bilgileri paylaşıldı. ABD’de de bu bilgileri biliyordu ama kimse kılını kıpırdatmadı. DEAŞ, Irak’taki petrol yataklarının kontrolünü ele geçirmesiyle buradan elde ettiği petrolü tanklarla Suriye topraklarına taşıyor ve satıyor. Irak’ın kuzeybatısında yer alan Sincar’ın yakınlarında bu tankları gören Kürtler, tankları patlatmak istediklerini fakat ABD’nin tanklara ilişmeme konusunda talimatı olduğunu söylediler. Şimdi soruyorum: Pakistan, Afganistan ve Yemen başta olmak üzere birçok ülkede halihazırda saldırı görevlerinde kullanılmakta olan uzaktan kumanda edilerek uçan ve kendiliğinden belli bir uçuş planı üzerinden otomatik olarak hareket edebilme sistemine sahip olan ABD’nin insansız hava araçları nerede? Bünyesinde elektromanyetik sensörler içerisinde tipik görsel kameraların ve radar sistemleri mevcut olduğu ve bölgeleri bombalamakla birlikte suikast amaçlı olarak da kullanılan bu insansız hava araçları, DEAŞ yöneticilerinin Ebu Gureyb ve Adra cezaevlerinden kaçtıklarında neden müdahale etmediler. Terör örgütleri ile mücadele bahanesiyle hastaneleri ve eğitim merkezlerini bombalayan ABD, maalesef DEAŞ’a karşı gerçek manada mücadele etmemekte.

DEAŞ’IN BİTMESİ İÇİN FİKRİ MÜCADELE BAŞLATILMALI

2007-2008 yıllarında El-Kaide örgütü sizin de içinde bulunduğunuz Irak yönetimi tarafından geriletilmişti. Fakat arkasında DEAŞ örgütü ortaya çıktı. Peki DEAŞ ile sadece askeri mücadele yeterli mi?
Hayır, kesinlikle yeterli değil. Farz edelim ki, şu an DEAŞ’a karşı verilen mücadelede başarıya ulaşıldı, fakat bu başarı ile her ne kadar sahada DEAŞ örgütü mensuplarını bitirseniz dahi bu örgütün anlayışını bitirdiniz anlamına gelmez ve bir müddet sonra hücrelerde tohumları kalmış bu sapık ideolojiler, intikam duygusu sonucu olarak çeşitli isimler altında ilk fırsatta tekrar karşınıza çıkar. Bu yüzden askeri mücadelenin olmasını arzuluyoruz fakat sadece bununla yetinilmemeli. Bizim, en çok ihtiyaç duyduğumuz ve şu an Irak halkının ve özellikle de Ehl-i Sünnet’in hasret kaldığı kişilik hak ve özgürlükleridir. Bir toplum, hak ve özgürlüklerini ellerinden alarak adaletsizliğe maruz bırakıldığı  takdirde ve hele ki sesini de duyuramıyorsa önünde şiddet ve radikalleşmekten başka bir alternatif kalmamış demektir. İnsanların şiddete yönelmemesi için, herkese istediği gibi yaşama özgürlüğü verilmesi gerekmektedir. DEAŞ’ın tam anlamda bitmesi için askeri mücadele ile birlikte fikri bir mücadele başlatılarak istenilen sonuç alınabilir.
 
Musul hâlâ DEAŞ’ın elinde. Amerika DEAŞ ile mücadelenin uzun yıllar süreceğini söylüyor. Fakat Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande, geçtiğimiz günlerde Bağdat’a resmi bir ziyarette bulundu ve DEAŞ ile mücadelenin uzun yıllar süremeyeceğini Musul’un kısa sürede alınacağını söyledi. Musul’un emperyal güçlerin iştahını kabarttığını biliyoruz. Sizce Musul operasyonunda nasıl bir yol haritası izlenmeli?
Ben şahsen Musul’u DEAŞ’tan kurtarmanın uzun bir zaman alacağı kanaatindeyim. Bunun sebebi ise Musul, DAEŞ için Irak topraklarından çok önemli bir merkez konumunda. Musul’u kaybetmekle Irak’taki etkisini yok olacağını bildiği için Musul’u kaybetmemek için elinden geleni yapacak. Bunun neticesinde de savaş şiddetlenecek ve uzayacak. Neler yapılması gerektiği konusuna gelince; şimdi savaş meydanında sadece savaşacak taraflar olduğunda yapılaması gerekenler bellidir fakat savaşın sivillerin de bulunduğu bir bölgede meydana gelmesi korkunç bir durum olmakla birlikte çok büyük katliamların da meydana gelmesine sebebiyet verebilir. Bu nedenle bence sivilleri Musul’dan çıkartmak, Musul’u kurtarmaktan daha öncelikli olmalı. Musul halkının savaş ortamında katliam ile karşı karşı bırakılması büyük bir yanlış olur.

STRATEJİK ORTAKLIK KURMALIYIZ

Irak işgal edilmeden önce BM Genel Sekreteri Kofi Annan, işgale karşı çıktı, ABD ve İngiltere Annan’ı ve ona destek verenleri hiçe sayarak işgali başlattı. Buradan hareketle emperyalist güçler BM’yi takmıyor. Bu durumda İslam ülkelerinin bir araya gelerek İslam BM’si ya da İslam Birliği gibi askeri ve siyasi bir güç olması gerekmez mi? 
Şu an için bizlere yönelik uygulanan orantısız zulümlere karşı koyabilmek ve bu zulümleri püskürtmek, adına nefsi müdafaa pozisyonundayız. Bu sebeple kendimizi koruyabilme noktasından acilen İslam ülkelerinin birleşmesi ve düşmana karşı koruyucu bir kalkan olmamız gerekiyor. Batı’ya veya başka bir yere düşman olduğumuz için değil, kendimiz için, Batı’da olduğu gibi kerim bir hayat sahibi olmak, vatanımızı beldelerimizi güzelleştirmek ve adalet ile muamelenin zuhur etmesi için bir olmalı ve İslam ülkeleri arasında stratejik ortaklıklar kurmalıyız. Türkiye’nin bu konuda çok ciddi adımlar attığını biliyorum ama içerden ve dışardan aşırı baskılar ile bu adımların büyümesine engel olunmak isteniyor. Fakat şunu da unutmayalım ki: Ümmetin kurtuluşu bir olmaktan geçer. Bir olmadıkça hedeflerimize varmamız mümkün değildir.

SÜNNİ-Şİİ ÇATIŞMASI ÇIKARILMAK İSTENDİĞİ AŞİKAR

Amerikan Merkezi İstihbarat Teşkilatı’nın (CIA) eski bir çalışanı olan Michael Scheuer, küresel güçlerin çıkarları için en büyük umutlarının Şii-Sünni savaşı olduğunu açıkça söylüyor. İslam dünyası bu tehlikeye karşı nasıl bir adım atmalı sizce? Ne gibi önlemler alınması gerekir?
Evet, emperyalist güçlerin Ortadoğu’da, İslam âleminde Şii-Sünni çatışması çıkartmak isteği aşikâr. Biz savaşa karşıyız ve benim siyasete girmemin sebebi de barışçıl bir politika ile Irak kimliğini taşıyan herkesi; Sünnisi-Şiisi, Müslüman’ı-Hıristiyan’ı, Kürt’ü-Arap’ı-Türk’ü ile Irak bayrağı altında bir arada tutmak. Biz barış diyoruz. Herkes özgür bir şekilde iradesini haykırabilsin diyoruz. Toplumun bütün kesimlerinin kendisini ifade ettiği bir yerde bu tür savaş çıkmaz.

ORTADOĞU’DAKİ HER OLAYDA İSRAİL’İN PARMAĞI VAR

Coğrafyamızı tarumar eden BOP hâlâ işlerliğini sürdürüyor. İsrail, Ortadoğu’da akan kanın neresinde? 
Tam ortasında. Aslında İsrail, Irak işgali ile birlikte Ortadoğu siyaset arenasında yerini alarak o günden beridir Ortadoğu’da cereyan eden bütün olaylarda yakından parmağı var. İsrail eğitim merkezlerinde, “Biz Irak’ta beklediğimizden fazlasını elde ettik” değerlendirmeleri yapılıyor. Bir ülkede istikrarsızlık hâkimse orada her türlü proje uygulamaya konulabilir. Bu bakımdan önce kendi sorunlarımızı çözerek bölgede istikrarı sağlamak suretiyle BOP ve ona benzer diğer emperyal projeleri de boşa çıkartabiliriz.
 
Başika Kampı bir dönem Türkiye ile Irak arasında ciddi bir problem olarak ortaya çıktı.. Çokça tartışıldı. “Başika Kampı” diyecek olursak ne dersiniz?
20’ye yakın yabancı ülkenin askerinin varlığı Irak’ta bir sıkıntı teşkil etmiyorsa, Irak’a komşu ve dost bir ülke olan Türkiye’nin varlığı da sorun olmamalı. Irak’ın kuzeyinde sınırları olan Türkiye’nin bölgedeki gelişmelerden endişe duymasının çok doğal bir hak olduğunu düşünüyorum. Türkiye ile Irak’ın ilişkileri iyi bir düzlemde yürütülmeli. Irak hükümetinin yanlış davranışından döndüğünü düşünüyorum. Irak-Türkiye ilişkilerinin düzelmeye doğru gitmesi beni çok mutlu ediyor ve aramızdaki ilişkilerin devamlı olmasını arzu ediyorum.
 
Irak’ın bugün içinde bulunduğu sıkıntılardan kurtulması, bir bütün olarak kalabilmesi için neler yapılmalı?
Ben şahsen Irak’ın bölünmesine yönelik yapılan açıklamaları olumlu görmüyorum. Irak’ın bölünmesi oradaki herkesin yok olacağı manasına gelir. Irak bölündüğü takdirde kimse kazançlı çıkacağını beklemesin. Irak’taki olumsuz hava bütün komşu ülkeleri de etkileyecektir. Öncelikle Irak yönetimi yeniden elden geçirilip sağlam bir zemin üstüne kurulmalıdır. Irak’ın iç işlerine karışan ülkelerde artık Irak’ın iç işlerine karışmayı bırakmalı. Irak, Iraklılarındır. Irak, Arap’ıyla, Kürt’üyle, Türkmen’iyle Iraklıların meselesidir. 

ERBAKAN YAŞASAYDI, İSLAM DÜNYASI BU HALE DÜŞMEZDİ

Millî Görüş lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan ile hiç tanışma imkânınız oldu mu?
Maalesef olmadı… Millî Görüş lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hoca ile hiç karşılaşmadım, oturup konuşamadım. Bunun da eksikliğini hissediyorum. O çok büyük bir değerdi, eğer Erbakan yaşasaydı bugün İslam dünyası olarak biz bu sorunları yaşamazdık… (Kaynak: Gökçen Göksal/Milli Gazete)

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir